Hastaneye koşan Dexter, Debra’nın ameliyattan sağ çıktığını görerek rahatlar. Ancak Saxon, yarım bıraktığı işi tamamlamak için hastaneye sızar. Dexter, Saxon'ı emniyet odasında köşeye sıkıştırır ve adli tıp kalemiyle onun şah damarını delerek intikamını bizzat alır; bu cinayet polislere meşru müdafaa gibi görünür. Dexter, Debra'nın odasına döndüğünde feci bir gerçekle yüzleşir. Ameliyat sonrası yaşanan bir pıhtı atması sonucu Debra'nın beyni tamamen iflas etmiş ve bitkisel hayata girmiştir. Dexter, kız kardeşinin bu şekilde yaşamayı asla istemeyeceğini bilmektedir. Miami’yi vurmak üzere olan devasa Laura Kasırgası hastaneyi tahliye ettirirken, Dexter kız kardeşinin yaşam destek ünitesinin fişini gözyaşları içinde çeker. Onun cansız bedenini kendi teknesine (Slice of Life) taşır.
Fırtınanın tam kalbine, okyanusun azgın sularına açılan Dexter, bugüne kadar yüzlerce katili bıraktığı o karanlık sulara bu kez hayatındaki tek masum sevgiyi, kız kardeşi Debra'yı bırakır. Debra'nın kefensiz bedeni okyanusun derinliklerine gömülürken Dexter, etrafındaki herkesi yok eden uğursuz bir canavar olduğunu kabul eder. Hannah ve Harrison'ın güvenliği için kendi ölümünü kurgulamaya karar verir. Teknesini fırtınanın tam ortasında batırır. Ertesi gün teknenin enkazı bulunur ve Miami Metro dahil herkes Dexter Morgan'ın öldüğünü sanır. Hannah ve Harrison Arjantin'de yeni bir hayata başlarken, final sahnesinde seyirciyi sarsan o büyük gerçek ortaya çıkar: Dexter ölmemiştir. Oregon’un ıssız ve karlı ormanlarında, bir kereste fabrikasında oduncu olarak çalışan, sakalları uzamış, tamamen sessizliğe ve kendi içsel cehennemine gömülmüş bir adam olarak maskesiz, yalnız ve sonsuz bir azap içinde yaşamaya devam etmektedir.